sibernetik

'Sibernetik' Enerjiye açık, enformasyon ve kontrole kapalı sistemleri inceleyen bilim dalıdır.

SİBERNETİK İLETİŞİM MODELİ

Bu model, Wiener'ın (1947) çalışmalarından doğan sibernetik (cybernetics) kavramının, Moles (1971) tarafından iletişim alanına uyarlanmasına dayanmaktadır. 'Hayvan veya makinelerde, kendi kendini kontrol edebilen karmaşık sistemler teorisi' olarak tanımlanan sibernetik teori, çeşitli dilleri, kodları ve sinyalleri kapsayan belirli bir enformasyon anlayışı taşımaktadır. Buna göre tüm enformasyonlar, genellikle bir dilin öğeleri tarafından oluşan bir taşıyıcıya sahiptirler. Söz konusu dil öğeleri sözcükler ve bunlar da bir takım sinyal veya göstergelerden oluşurlar.
Konuya olan uzaklık ve bilgi noksanlığını gidermek için bir ön aktarım ile başlayalım.
Bilgisayar programlarında algoritma kullanılır. Son derece gelişkin programlar, basit bir sayı dili ile, aritmetiksel çözümlerin, birbirini izleyen belirli bir sıra halindeki işlemler dizisi olarak ifade edilmesiyle algoritmik olarak hazırlanır. Algoritma, toplama, çıkarma, bölme, çarpma, kök alma, ortak böleni bulma gibi basit aritmetiksel işlemlerden oluşur. Algoritmanın bu özellikleri, genel ve karmaşık bir problemin dahi formülleştirilerek ifade edebilmesini ve mekanik olarak çözümünü olanaklı kılar. Çözümsel sistemlerin farklı sayı dizilimlerinin milyarlarca işlemini saniyeler içerisinde gerçekleştirebilmeyi olanaklı kılan, teknikteki gelişimle birlikte, gelişkin bilgisayar programlarının dijital (sayısal) olarak hazırlanması mümkün olmaktadır.

Yapay zeka, kapsamlı ve ayrıntılı bir programlamanın gerçekleştirildiği bir konuda, karşılık oluşturacak davranış ve harekette bulunabilen, insanın zihin aktivitesinin bazı özelliklerinin benzetiminin, başlıca hareket noktalarından birisi olarak alınmasıyla yapılan gelişkin bilgisayarlardır. En ünlüleri dünya satranç şampiyonları ile oynayan Deep Blue, Deep Junior, Deep Fritz’dir.

Sibernetik, makineli sistemlerle canlı organizmaların ilişkilendirilmesiyle, buluşma noktaları ve ortak özelliklerinin saptanmasıyla, süreç ve kontrol sistemlerinin bilimsel örgütlenişinin gerçekleştirimi için yürütülen çalışmalar… Bilgisayar destekli üretim ve kontrol sistemleri, analog simülasyon, yapay zeka, robotlar ve gelişkin robot (Cyborg, biyonik insan) yapımını içeren çalışmalar, sibernetiğin kapsamı içerisinde yer alır; farklı bilimlerin ve teknolojik süreçlerin ileri düzeydeki gelişimleri, birbirleriyle ilişkilendirilmeleri, özelliklerin ve buluşma noktalarının saptanmasıyla ilişkilerin karşılıklı determinizasyonu, süreçlendirilmesi ve yeni bir düzey ve biçimlenişe geçiş sağlayan sonuçların elde edilmesini olanaklı kılan çalışmaların tümünü ifade eder. Sibernetiğin bilimsel teknik temelini, gelişkin bilgisayarların yapımını olanaklı kılan mikroelektronikteki gelişme, matematiksel mantık, algoritma ve olasılık teorisinin enformatik (bilişsel) süreçlere uygulanışı (programlama, modelleme) ve bu uygulamalarla aynı zamanda insanın zihinsel ve sinirsel aktivitesiyle fizyolojik ve biyolojik davranışlarının incelenmesinden elde edilen sonuçların sürece dahil edilmesi ve birleştirimleri oluşturur. Maddenin farklı hareket biçim ve düzeylerinin yapay olarak gerçekleştirilmesine ve bunların korelasyonuna (birbirleriyle ilişkilendirilmeleri ve birleştirimlerine) dayalı sibernetik sistemler, farklı niteliksel ve niceliksel düzeylerin oluşturulmasını, her bir düzeyin kendi kendini düzenlemesini (regülasyonunu), farklı düzeylerin birbirleriyle ilişkilendirilmesine bağlı determinizasyonunu (nedensel bağıntılandırma), dış etkenlere karşı kendi sistemini koruyucu ve savunan alt sistemlerin oluşturulması ve farklı olasılıklara karşılık gelecek davranışların geliştirilmesi gibi unsurları içermektedir. Canlı ve cansız maddenin özelliklerinin ve farklı düzey ve hareket formlarının, niteliksel ve niceliksel düzeylerde makroskopik ve mikroskopik incelenmesini, ilişkilendirilmelerini benzetim, taklit, kopya biçimlerde yapılmasını hedefleyen bu sistemler birçok ana bilim ve bunların alt dallarının (fizik, mekanik, mikroelektronik nano teknoloji, fizyoloji, sinirbilim, biyogenetik, moleküler kimya, matematik…) birbirine yaklaşan bütünleyici, içiçe geçen çalışmalarından oluşur ve yeni bir bilimsel faaliyet alanını açar; Sibernetik.
Bu isim verilsin ya da verilmesin sibernetik alandaki çalışmalar, yeni bilimsel bulguların ışığında ve yeni teknolojilerin uygulanmasını olanaklı kılan maddelerin yapımıyla emperyalist devlet ve tekellerce en üst düzeyde, yoğun ve gizli olarak yürütülmektedir. Üretim teknolojilerinde, (Bilgisayar destekli ve bilgisayar kontrollü sistemler, robotlar…) ekonominin diğer dallarında, askeri teknoloji ve uzay çalışmalarında, iletişim, elektronik/elektromanyetik gözetim/kontrol sistemlerinde, film yapımında, tıp ve eğitim alanlarında, giderek gündelik yaşam alanına da indirilerek artan ve genişleyen ölçeklerde, farklı düzey ve bileşimlerle uygulamalarını görmekteyiz.
Kuşkusuz makinalarla insanların, canlı organizmalarla cansız sistemlerin (bir bilim dergisinde denildiği gibi, “biyolojiyle mekaniğin, canlı hücreyle soğuk metalin evliliği”nin) ilişkilendirilmelerinin ortaya çıkarttığı pek çok yeni ve çözümü zor sorular ve sorunlar bulunmaktadır. Henüz atılan adımların küçük, bilim kurgu filmlerinde gösterilen abartılı ve çarpık olduğunu söyleyebiliriz. Bununla birlikte sadece bu gelişmelerin anlamını kavramamıza yardımcı olması için bir bilim adamının, Massachusetts Teknoloji Enstitüsü (MIT) Bilgisayar Bilimi Laboratuvarı yöneticilerinden Edward Fredkin’in, BBC’de bir söyleşide dile getirdiği sözlere yer verelim: “Tarihte üç büyük olay vardır. Bunlardan ilki, evrenin oluşumudur. İkincisi yaşamın başlangıcıdır. Bu ikisiyle aynı derecede önemli olan üçüncüsüyle, yapay zekanın ortaya çıkışıdır.” Tek bir pencereden bakış ve spekülatif iddialılık taşısa da bu çarpıcı söylem, yapay zeka ve robotsal sistemlerin gelecekteki hallerine ilişkin olarak bir fikir vermek için yeterlidir.

Cansız madde ve sistemlerle canlı organizmaların, makinelerle insanın ilişkilendirilmesinin sorunları fiziki ve biyolojik çerçeveli sorunlardan ibaret değildir; bu gelişmeler, felsefi, sosyal, sınıfsal, siyasal yaşamın her alanını ilgilendirir pek çok yeni soruyu ve sorunu da gündeme sokuyor. Ve bunlar, teorik çalışmamızın sorunları, teorimize oylum ve canlılık kazandırmamızın çözüm bekleyen sorun ve konuları olarak durmaktadır önümüzde. Sistemin ideolojik yeniden üretimine araç olan pek çok burjuva ve oportünist teori, bu alandan, çeşitli parçalardan yapılan çıkarım ve genellemeler ve eğip bükmelerle ileri sürülmektedir. Dolayısıyla burjuva, revizyonist görüş ve savlara yanıt vermek için özenle ve güçlü bir irdeleyicilik ve eleştirellikle üzerine gitmemiz gereken konulardır bunlar.

Felsefenin ilgi alanı
Sibernetik çalışmalar ve yapay zeka yapımındaki ilerleme; makinelerin, insanın zihinsel aktivitesinin kimi yönleri dahil, insan davranışının bazı yönlerinin benzetim, taklit biçimleriyle gerçekleştirimi, insan beyninin yapısı ve düşünüşü ile yapay zekaların yapısı ve işleyişinin karşılaştırılmalarını, bununla birlikte de madde/düşünce, varlık/bilinç konularını tekrar gündeme sokmuştur. Taklit edilmeye, benzetim yapılmaya çalışılanın herhangi bir başka organ değil de beynin oluşu, “Cyborg”, “biyonik insan” gibi mikroelektronik, mekanik, fizyo-biyolojik yapı ve bileşimlerle gerçekleştirilmeye çalışılan ileri robot projelerinin varlığı tartışmayı varlık sorununa; varoluş ve benlik- kendindelik ve bilinç konularına doğru da genişletmektedir. Daha önce de aynı konunun farklı yönlerden ileri sürülüşünden sözetmiş, genlerin ve gen özelliklerinin keşfi ve kimyasal enzimlerin işlevlerine ilişkin bilgilerimizin artmasıyla “insan doğası”nın -karakter ve özelliklerinin bunlara indirgenerek açıklanması, keza yüksek dereceli hayvan davranışlarının gözlenmesinden elde olunan verilerden yapılan yeni çıkarsamalarla insanı “iç güdüsel”, “duyum karmaşası” ve “algılar dizisi” düzeyinden tanımlayan, hayvana doğru indirgeyen gerici savları değerlendirip eleştirmiştik.

Konu, üretim süreçlerinde ve onunla da sınırlı kalmayarak, insan/makine ilişkisi ve ayrımı olarak, sosyal, sınıfsal, siyasal düzeyde ortaya çıkarttığı sonuçlarıyla da ideolojik, siyasi mücadelenin olduğu gibi, başka bir yönden de yine felsefenin ilgi alanına girmektedir.

Beyin görüntüleme sistemleri, nöro-fizyoloji ve deneysel çalışmaların sonucu insan beyninin yapısıyla insanın zihinsel aktivitesi (düşünüşü) arasındaki ilişki bilimsel bir temelde açıklandı. Materyalizm temelindeki bu açıklık, madde-bilinç; beden-ruh; varlık-bilinç ilişkilerindeki idealist ikilemleri de ortadan kaldırarak diyalektik materyalist bağıntılandırmanın bilimsel temellerini genişletti. Bilgilerimizin bu gelişimi kaynağını “kendinde şey”den alan Kant idealizminin a prori duyum ve zihin formlarını (zaman ve mekan; nedensellik, zorunluluk, olanak…) yıktı. Bu gelişmelerin sonucu, düşünce, akıl, bilme ile ilgili idealist görüş ya saf idealizm (“ideler alemi” ve tanrısal ruhani açıklamalar) yönünde derinleşiyor, ya da duyum, algı, sezgi gibi spesifik noktalar üzerinden mistisizme sıçrayıveriyor. Bilimler ilerledikçe, bilimsel bilginin gelişimiyle birlikte özellikle bu işlerle uğraşanlar başta olmak üzere, materyalist düşünce ve inançların güç kazanacağı beklenir, buna karşın pozitivizmin doğası (karnındaki agnostisizm), bilimin geldiği yeni düzeyde ya henüz açıklanmamış olandan ya da bunları zamanını çoktan doldurmuş olan eski küflü fikirlerle birleştirerek tanrı fikrini yenilemeye, inanç üretmeye yönelimlidir.

Öte yandan beyin görüntüleme sistemleriyle beyin dalgalarının görüntülenip kaydedilebilmesi, analog simülasyon yoluyla yapılabilen modellemeler, beyin faaliyetinin çeşitli yönlerinin daha çok davranışsal biçimlerinin taklidi yönündeki çalışmaların ilerlemesi, aynı zamanda bu çalışmaların ürünü olan yapay zeka ve robotsal sistemlerle, insan beyni ve düşünüşü yapı ve özellikleri arasında karşılaştırmalara yol açmaktadır. İnsan beyninin yapısı, bilinç ve zihinsel süreçlerle, yapay zeka ve robotsal sistemlerin analog ve algoritmik yapı ve işleyişi arasındaki bu karşılaştırma tekno-indirgemeci görüşleri ve “karşıtında da her türlü dinsel mistik idealizmi” üretmeye adaydır. Nitekim öyle de oluyor!.. Bir grup usta satranççının programladığı yapay zekaların dünya satranç şampiyonları ile yaptıkları maçların bazılarını kazanmaları ile alevlenen bu tartışmalar, Matrix, Terminatör gibi filmlerin dehşetengiz senaryolarının da konusu oluyor. Kuşkusuz sorun dehşetengiz senaryolardan ibaret değil, bilim ve teknolojinin sağladığı yeni ve ileri olanaklar, üretim süreçlerinde, askeri teknolojide, uzay teknolojisinde, gözetim ve kontrol sistemlerinin geliştirilmesinde, her düzeyde sömürü ve egemenliği güçlendirmek için kullanılırken, yapay çelişkilerle gerçek sınıf çelişkileri örtbas edilmeye çalışılırken, bilinmeyen gelecek ve mistifikasyon üzerinden yaratılan korku ve endişelerle kapitalist egemenlik korunup yeniden üretiliyor.

Bu yazımızda yapay zekanın yapı ve işleyişi ile insan beyninin yapısı ve düşünüşü arasındaki farkı felsefi içeriğine doğru genişleterek ele alacağız.

***
Bilgisayarlar, sıralı bir işlem yapma düzeneğine sahiptirler, harici bir bellek ve bir işlemciden oluşurlar. Herhangi bir bilgisayar saniyede ortalama 100 milyon işlem yapabilir. Gelişkin bilgisayarlar ise saniyede kat kat daha fazla işlem yapabilirler. Fakat düzenek aynı şekilde, sıralı ardışık işlemler dizilimi biçimiyle çalışır. İnsan beyni ise saniyede 50 işlem yapabilir. Maç baştan kaybedilmiş gibi görünüyorsa da bilgisayarların yapı ve işleyişi ile insan beyninin yapısı ve düşünüşü arasındaki yapısal fark ve hareketin farklı biçimlerde gerçekleşiyor oluşu bu karşılaştırmanın doğru olmadığını gösterir.

Devam edelim. Bilgisayarların temel yapıtaşı silisyum iletileri elektrikseldir. İnsan beyninin plastitesiyle karşılaştırıldığında mekanik bir yapıdadırlar ve ürettikleri hareket şekli de mekaniktir. İnsan beyni fizyo-biyolojik, kimyasal bir yapıdadır. Beyne esneklik ve akışkanlık kazandıran da böyle bir yapıya sahip olmasıdır. Beynimizde milyarlarca nöron bulunmakta, her bir nöron beyindeki yerine göre 1000 ila 5000 arası hücre ile bağlantı kurmaktadır. Nöronlar arası iletiler açılan sinaptik yarıklar aracılığıyla gönderilmektedir. Hücrede gerçekleşen iyon yapılaşması sonrası bir sinyal patlaması gerçekleşmekte, iletiler bilgisayarların, tek ve sıralı işlem düzeneğinden tümüyle farklı bir biçimde bağlantılı olunan bütün hücrelere (1000 ila 5000 arası hücreye) birden gönderilmektedir. Harekete akışkanlık kazandıran, iletilen nöro kimyasal madde, protein kimyasallardır. Hareket, sadece elektriksel olmayıp, elektro-kimyasaldır.

Beynin fizyo biyolojik yapısı ve hareketin bu şekli (elektriksel ve kimyasal), ona, ağsal bir yapı, esneklik ve akışkanlık kazandırmaktadır. Bu bilgilerin birçok yere birden iletilmesini, etkileşime girmesini ve farklı düzeylerde depolanmasını olanaklı kılmaktadır. Belirttiklerimiz insan düşünüşünü, yapay zekaların işleyişinden kökten ve tümüyle farklı kılar. Bu fark, temeldeki fark olarak birisinin -bilgisayarların- inorganik, diğerinin -insan ve çok daha yoğun olarak insan beyninin- organik yapıda oluşundandır. Yüksek örgenlikte bir madde olan beyine sahip canlı insanla beynin ve el emeğinin ürünü olan cansız makine arasındaki fark…

Farkı sadece beynin faaliyetinde görmüyoruz, beynin iletilerinin gönderdiği sinir ağları, kas-eklem yapılarından yansıyan hareket, robotsal sistemlerin düz, kesik mekaniksel hareketine göre, son derece esnek ve plastik biçimlenişe ve görünüme sahiptir.

Makinelerde anlamaya bağlı öğrenme yoktur
İnsan, çevresiyle sürekli etkileşim halindedir; insan aklı, yeni şeyleri öğrenme, daha önce hiç rastlamadığı bir durum karşısında da karar verebilme özellik ve yeteneğine sahiptir. Canlı organizmanın yaşar kılabilmek için biyodeterministik evrimsel gelişimle gelişen bu özelliği, zihinsel faaliyet ve ona temel oluşturan beyin yapısı geliştikçe, gelişmiştir. İnsanlığın önceki tüm bilgi birikimi, ansiklopedileri, sözlükler, kitaplar, olay ve davranış biçimleri merkezi bilgisayarlarda toplansa ve iletilse dahi makinenin yeni şeyleri öğrenme, daha önce hiç rastlamadığı bir durum karşısında karar verebilme durumu olmayacaktır. En iyi halde, bellekte -kendisinin ya da merkezi bilgisayarın belleğinde- olan, yeni olana en benzer, en yakın durum ya da nesne neyse ona göre tanımlayıp pozisyon alacaktır. Ki bu, yanılgı ve aldanmaya, tümüyle yanlış sonuç çıkartmaya da açıktır. Makine, nesne ya da durumu reseptürleriyle alır programları dahilinde tanımlayabilir fakat insanın yaptığı biçimiyle canlı algı ve bilinç oluşturamaz.

İnsan beyninin çalışması ile makinenin işleyişi arasında nesneler ve durumlarla ilk temas noktasından başlayan bir fark bulunmaktadır. Bu, insanda olup makinede olmayan algılama gücü, kavrayış farkıdır. Robotsal makineler sensürleriyle bir tür fotoğraf çekerler. Bir şeyin görünümsel özellikleri, boyutları, ağırlığı, sertliği, yumuşaklığı, sıcak ya da soğuk oluşu, hareket biçimi, hatta moleküler yapısı vb. konusunda doğru ve ayrıntılı tespit ve tanımlamalarda bulunabilirler… Isı, ışık, ses, hareketsel özellikler, ölçüme dayalı ve sayısal olarak ifade edilebilen her türlü işi, bu işlere göre hazırlanmış bilgisayarlar aracılığıyla insanın yapabileceğinden çok daha doğru, hızlı ve ayrıntılı olarak yapabilirler. Fotoğraf çekme, radar ve elektro manyetik kayıt ve özellik tanımı yapabilecek donanımlar yerleştirilebilir bilgisayarlara. Bu bilgisayar ve robotsal sistemlerle neler yapılabileceğini de gösterir. Bununla birlikte, oluşturulan programlar sayesinde nesnelerin özellik ve hareketlerini tespit ve tanımlamada son derece yetkin olan bu makinelerin yaptıkları iş, bilincin işin içine girdiği algılayıştan farklıdır.1 Duyu organlarımız aracılığıyla duyumsal iletilerin alımından itibaren başlayan algılama ile birlikte oluşmaya başlayan kavrayış ve anlamadan, öğrenmekten uzaktır bilgisayarlar. En gelişmiş ve popüler yapay zeka örnekleri Deep Blue vb. satrançta dünya şampiyonu ile başabaş oynayabilir, bazı oyunları kazanabilir de. Fakat makine, satranç oynadığını anlamaz. Bilgisayarın sahip olduğu şey, makinede yer alan, oyunun teknik düzeneği, oyuna göre gelişkin olarak programlanmış oluşudur. Onun bir oyun olduğunu da bilmez. Yapay zeka örneği bir bilgisayar için satranç oynamakla mekanik bir başka işin yapımı arasında bir fark yoktur. Sözü edilebilir olan, karmaşıklık düzeyi farkıdır; sıralı değişkenlikler yoktur da, olasılıklara göre düzenlenmiş değişkenlikler -hatta tasarım- hedef düzeyinde rastlantısallıkların da olasılıklara dahil edilmesi vardır. Ama bunlar, teknik-algoritmik farktır, duyumsal ve anlatsal bir fark değildir.
Makine, oynadığının oyun olduğunu bilmeyince “oyun”un insana kazandırdığı duyumsal haz ve ruhsal zenginleşme de olmaz. Dolayısıyla duyum, algı ve bilincin karşılıklı etkisinden ve birleşiminden doğan “anlamak” kavramının karşılığı yoktur bilgisayarda. Yapay zekalar bir cisim ya da olgunun niceliksel ve niteliksel özelliklerini belirleyip tanımlamalarda bulunabilir. Bu tanımlamadır, anlamak değil! Anlama ve anlamlandırma olmayınca öğrenme de gerçekleşmez. Gelecekte bilgisayarların kendini programlama veya ona bilgisayarlarla bağlantılı programlanma özellikleri geliştirildikçe bir tür “öğrenme” -diyelim ki, hata analizi yaparak sonuç çıkartma ve aynı durumun tekrarlandığı sonraki bir durumda aynı hatanın yinelenmemesi- olabilir. Analiz ve sonuç çıkartma, yeniden ilişkilendirme, hatalı kısmın yeniden programlanması, bu işe göre programlanmış merkezi bilgisayar tarafından ya da gelişkin bir bilgisayarın kendisi tarafından yapılabilir bunlar. Bu arada çok daha vahim ya da çok daha basit yanlışlar yapılması olasılığı da vardır. Bu bir yana bu analiz ve sonuç çıkartma ve yeni programlamaların, bu amaçla hazırlanmış olan gelişkin üst programlar ve işlev olarak farklı programlar ve bilgisayarlar tarafından ve oluşturulmuş belirli sistemler dahilinde olacağıdır. Çok gelişkin ve kapasitesi geniş tek bir bilgisayar olarak da düşünebiliriz bunu. Bununla birlikte saydıklarımızın hiçbiri ve toplamı anlama ve anlamayla bağlantılı olan öğrenme olmayacaktır.

Anlama, duyum, algı gücü ve zihinsel faaliyetin tüm ögelerinin devreye girmesiyle ve önceki bilgilerle birlikte bütünden yapılan çıkarsamalarla, bilinçli kavrayışla gerçekleşir. Bir nesne ya da olgunun, olay ve süreçlerin niceliksel hatta niteliksel özelliklerine bağlı sıfatsal tanımının ötesinde daha özsel ve içeriklendirilmiş tanımı, tüm ilişkileri ve karşıtıyla nedensel bağıntılarıyla birlikte kavranılması, bu kavrayışın sonucu, tek boyutlu ve sıralı olmayan çıkarsamaları, genelleme, çözümleme ve birleştirimleri, eleştirel değerlendirme, ayırdetme, tekrar yeni sonuçlar çıkartma ve üst birleştirimleri, tüm bunların sonucu olarak da öncekinin tekrarı ve devamı olmayan, sıralılık oluşturmayan yeni durumları da anlayabilme ve uyum gösterebilme yeteneğini ifade eder. İnsanın öğrenme biçimi, bilgi süreci budur. Canlı algı, soyutlama ve pratik, insanın bilgi sürecinde, duyumsal ve zihinsel süreçler bölünmez bir bütünlük oluştururlar. İndirgenip elemanterleştirilemez. İçerisinde yer aldıkları konum ve mekansal koşullarda insanların çevreyle ilişkisi de bu bütünlük içerisinde gerçekleşir; objektif süreçlerdeki gelişme ve değişimlerle, dinamik bir etkileşim halinde sürekli değişiklikler, farklı yönler içerir.

Düşünme, aklını geliştirebilme, kendini yeni durumlara uyarlayabilme
Bu söylediklerimizden de çıkarımda bulunursak, satranç oynamak insanı stratejik düşünme ve taktik uygulama yönünden geliştirir. Zihin kapasitesini geliştirir. İnsan buradan öğrendiklerini yaşamın farklı alanlarında ve farklı konulara uyarlayabilir. İnsanın bilgi ve deneyimlerinin taplamının -aritmetiksel bir toplam değildir bu- oluşturduğu bütünlüktür sonraki eylemlerine yön veren. Yapay zekaların bu şekilde öğrenme ve kendini geliştirebilme özelliği yoktur. Satranç şampiyonlarıyla oynayacak düzeyde programlanmış gelişkin bir bilgisayar bu bilgiyi farklı alanlarda uyarlayabilmek bir yana, benzer ve daha basit bir başka oyuna dahi uygulayamaz. Oynarsa basit oyunların küçük hileleri karşısında dahi çuvallayacaktır. Bir konuda, olasılık hesaplarına göre programlanmış gelişkin bir bilgisayar, gündelik yaşamda basit mantığın kuralları dahilinde yanıtlanabilecek sıradan bir soru karşısında dahi çaresiz kalacaktır. Matematiksel hesaplamalarda kullanılan, bir insanın aylar hatta yıllarca uğraşarak zorlukla yapabileceği bir hesabı birkaç saat içerisinde kolaylıkla yapan bir bilgisayara “Kalem nedir, yazı nasıl yazılır, kelime ve cümleler nasıl kurulur?” diye sorarsanız, alacağınız bir yanıt yoktur. Bilgisayar size “Yanıt yok”, “Hangi hesaplama tekniğini kullanacağımı belirtin”, “Bu ne biçim soru!”, “Bu sorunun çözümü için yeni bir hesaplama yöntemi mi gerekiyor?!”, “Ben sadece hesap yaparım, en zor matematik problemlerini bana sorabilirsin, çözerim. Bir daha konum olmayan aptalca sorular sorma!” diyebilir, fakat bir ilkokul öğrencisinin yanıtlayabileceği sorunuza alabileceğiniz açıklayıcı bir yanıt olmayacaktır.

İnsan, yaparak ve yaptıklarından sonuçlar çıkartarak öğrenme ve bunları geliştirebilme yetisine sahiptir. İnsanın düşünme ve aklını geliştirebilmesi, tarihsellik içerisinde ve içerisinde yer aldığı doğal ve toplumsal çevreyle sürekli etkileşim halinde son derece dinamik olarak gerçekleşir. İnsan, canlı algı ve bilinçli kavrayış, değerlendirme, sonuç çıkartma ve uygulamayla -bilgi sürecinin tüm ögeleriyle-, dinamizm ve değişkenlik içeren süreçlerde, yeni şeyler öğrenebilir. Objektif süreçlerdeki gelişme ve değişimleri, özgüllük ve farklılık taşıyan yön ve özellikleri yakalıp çözümleyebilir. Bilgisini ve kendisini yeni durumlara da uyarlayabilir. Kendi aklını geliştirebilen ve geliştirebilecek olan bir makine yoktur. Dolayısıyla üretilen, gelişmiş ve daha da gelişecek olan “yapay zeka” örnekleri doğal zekaların bahşettiğinin -oluşturulmuş programların- ötesine geçemez.

Matematiksel mantık-algoritma
Bilgisayarlarda kullanılan analog -deneysel tümevarımsal yöntemlerdir. Mantıksal çıkarsama ve önermeler, matematiksel bir dille, algoritmik düzeyden ifade edilir. Formel mantık, matematiksel düzeyde de formelleştirilmeye -sayısallaştırmaya- uygundur, bilgisayarlarda mantıksal çıkarsama ve önermeler, sayılarla basit ve yalın bir şekilde sembolleştirilir. “0” ve “1” rakamları kullanılır. “1” doğruyu “0” yanlışı ifade eder ve bu iki sayı farklı bileşimlerle ve algoritmik işlemlerle değerlendirilir.

Bugün, gelişkin bilgisayar programlarının, yapay zeka ve robotsal sistemlerin yapımını olanaklı kılan, basit mantık formlarının ilerisinde ve gittikçe gelişen mantıksal bilgi formlarının kullanılabiliyor olmasıdır. Klasik “iki değerli (doğru-yanlış) mantık” kullanımını aşan çok anlam alan mantıksal önermeler -“çok değerli mantık”- birbirleriyle bağlantılandırılmaktadır. Modern tümevarımcı mantığın “tekil”den “genel”e doğru çıkarsama ve sonuçlamalarda bulunma sınırlılığını, bütün mantıksal ilişkilerin tahliline doğru aşması, mantıksal ilişkilerin tahliline doğru aşması, mantıksal çıkarsama ve sonuçlamaların düz bir doğrusallık ve değişkenliklerle değil, diğer önermelerle de bağıntılandırılarak sonuçlandırılması, olasılık mantığı ve hesaplamalarını da kapsayacak biçimdeki gelişimi gelişkin program ve modellemeler yapılabilmesini olanaklı kılmaktadır. “Zorunluluk”, “gerçeklik”, “olanak” ve “rastlantı”nın matematiksel mantıkla ilişkilendirilmeleri, dolayımlı bağıntıları kuran model mantık üzerinden geliştirilen önermelerin program diline aktarılması çalışmaları, gelişkin bilgisayar programlarının yapılabilmesinin de ötesinde yapay zeka, robotsal sistemler ve her düzeydeki sibernetik çalışmalar için daha ileri ve daha uygulanabilir -matematiksel mantıkla- bir mantıksal bilgi temeli kazandırmaktadır. Satranç oynayan bilgisayarlarda programlar bütün olasılıkların -pozisyon açısından hiçbir önem taşımayanlar dahil- tek tek değerlendirilmesi biçimiyle, olasılık hesaplamalarıyla hazırlanır. Son moda film animasyonları için hazırlanmış bir yapay zeka çalışması olan Massive Programda kullanılan fuzzy mantığı (sisli mantık) ile sanal tiplere gerçeklik görüntüsü kazandırabilmek için, rastlantı da işin içine katılarak, kopyalanarak çoğaltılmış tiplere aynı tür ve standart hareketlerin dışına çıkarak o anki duruma göre2 farklı hareketlerde bulunma olanağı kazandırılmıştır.

Daha karmaşık durumlarında özüm algoritmalarının geliştirilebilmesinin olanaklarını ve önünü açan mantıksal matematiksel bilgi temeli, aslolarak bilimler üzerinden -bu temelde mantığın saf idealizmden uzaklaşmasını sağlayan- pozitivist pragmatik bir temeldeki gelişimine de3 işaret eder. Bu bilgi teknolojiye doğru hızla transfer edilmiş bütünleyici diğer gelişimlerle birlikte, üretimin teknik temelinin yenilenmesi dahil pek çok alanda önemli ve sıçramalı değişkenlerin olmasında motor rol oynamıştır, oynamaktadır.
Belirttiklerimiz -uygun teknolojinin geliştirilmesi ve yapımsal sorunların varlığını da ayrıca belirterek- yapay zeka, robotsal sistemlerle ilgili çalışmaların gelişim ve potansiyellerine ilişkin yeterli bir fikir verir. Bununla birlikte insanla makine (yapay zeka) arasında, birinin düşünüş, diğerinin işleyişi arasında çok temel bir fark, yöntem ve uygulama farkı kalır.

Yapay zeka ve robotsal sistemlerde oldukça karmaşık durumların dahi algoritmik çözümü yapılabilmesine karşın, rastlantısal bütün çıkarsama ve sonuçlamalar, birbirini izleyen sıralı sayısal işlemler dizisi olacaktır. Algoritmik sistemin zorunlu kaldığı bir zorunluluktur bu. Mantık bilimsel kavramlarla söyleyecek olursak, bilgisayarların program yazılım ve işleyişi algoritmanın gerekli kıldığı biçimde analog tümevarımsal çözümler olmak zorundadır. Bilgisayarların saniyedeki işlem sayısı daha da artırılabilir, tüm olasılıkları sıralı işlemlerle değerlendirip seçenek sonuca gitme kapasitesi de geliştirilebilir; yapay zeka çalışmaları bu sistematik içerisinde en üst noktaya ulaşsa da, program dilinin algoritmik oluşu ve algoritmik çözümlemelerin sıralı yapısının bir yöntem sınırlılığı da ortaya çıkartmasıyla düşüncenin karmaşık ve yüksek hareket biçimlerine uygun olmayışını, dolayısıyla sınırlarını gösterir.

Diyalektik mantık farkı
İnsan düşüncesinin izlediği yolla yapay zekaların işleyişi arasındaki farkın daha iyi anlaşılması için konumuzu örnekler ve mantıksal formlar düzeyinden açıklayalım. Düşüncenin hareketinin en gelişkin ve yetkin bir açıklanışı ancak diyalektik mantık ilkeleriyle olabilir, onu izleyeceğiz ve bu konu bağlamında bir kez daha doğrulanışını göreceğiz.

Herhangi bir konuda insan düşüncesi tek yönlü bir yol izlemez, söz gelimi tekil, pratik/deneysel bilgilerden genele doğru değildir sadece. Tümevarım karşıt formuyla tümden gelimle birlikte ve iç içe uygulanış; duyumsal iletilerin alınışından itibaren canlı algıyı oluşturan etmenlerden biri olarak önceki bilgilerimiz sürece dahil olmaktadır. Karşıt formların birliği tüm bilgi sürecinde vardır ve insanın bilgi sürecinde bilgilerimizin nesnel gerçeğe uygunluğunu -doğruluk ve hakikatini- sağladığı gibi, düşünmede, insana özgü bir yöntem farkını da çıkartır ortaya.

Nesne ve olaylara ilişkin önceki bilgilerimiz -tarihsel bilgi birikimi- ve bu bilgilerin çeşitli düzeyde sentez ve sonuçlamalarla kavram, kategori, şekiller olarak belleğimizde yer etmiş oluşu, yeni bir durumun bunlarla ilişkilendirilmesiyle bütünsel ve niteliksel bakabilme, stratejik düşünebilme olanağını kazandırmaktadır. İnsanın biçimleri tanıma ve kavramsal düşünebilme gibi yeti ve özellikleri buradan gelmektedir. Bunu bir örnekle açıklayalım. Bir kibrit kutusu ve sigara paketini yan yana koyalım. (Bu arada araya kaynak yapıp sigara içenler niye hala sigara içmeye devam ediyor?!!! soralım.) Kutu ve paketten hangisinin büyük olduğunu ve diğerinin, büyük olanın içerisine girip giremeyeceğini, bigisayara ve insana soralım. Bilgisayar önce herbirisinin ayrı ayrı en-boy, yükseklik ölçümlerini, alan ve hacim hesaplarını yapacak, bunları karşılaştırdıktan sonra hesaplamaların sonucu olarak sigara paketinin büyük olduğunu, kibrit kutusunun onun içerisine girebileceğini söyleyecektir. Her bir işlemi yapmadan önce de kullanacağı ölçüm aracını, yöntemini, keza hesaplamada hangi yöntemi kullanacağını da ayrı ayrı belirlemesi gerekmektedir. Görüldüğü gibi, basit bir sorunun yanıtlanması dahi sıralı çok sayıda işlemi gerektirir. Bilgisayarlar, saniyede milyarlarca işlem yapabilme kapasiteleriyle tüm bu işlemleri çok kısa sürede yaparlar. İsterseniz, size kibrit kutusunu yerleştirdikten sonra kalan hacmi de söylerler. Belirlenmiş bir çözüm sistemi dahilinde ya da farklı sistemleri uygulayarak matematiksel bir problemi insana göre kat be kat daha hızlı ve doğru olarak çözebilirler. Fakat işleyiş ve karar verme süreleri anlatıldığı biçimde olacaktır.

İnsan ise, iki cisme bakar ve baktığı anda görür ve karar verir! İnsan, biçimleri tanıma özelliğine sahiptir; canlı algı, kavrayış, kestirim, karar verme çok kısa bir sürede gerçekleşir. İnsan da iki cismi karşılaştırır, fark şuradadır: Cisimleri bütün olarak görüş ve iki cisme aynı anda birlikte bakar. Analizle sentezi, soyutlama ile somutlamayı iç içe gerçekleştirir. Soyutlama aynı zamanda somutlamadır. Bundan dolayı bilgisayarın yaptığı biçimde bir işlem sıralılığı -algoritmanın zorunluğu- yoktur.

Biçimleri tanıyabilmenin ötesinde insanın, konum ve pozisyonları tanıma ve değerlendirebilme -bütünsel, temel özellikleri içerir somutlamalar ve tümdengelimle- olanağı (kendiliğinden oluveren bir şeyden değil tecrübe ve kafa emeği gerektiren bir şeyden söz ediyoruz!) bulunmaktadır. Örneklersek, satranç, futbol, savaş posizyonlarını geometrik düzlemlere yerleştirebiliriz. Satrançta farklı işlevleri olan taşlar ve satranç tahtası futbolda oyuncular, top ve saha, savaşta askerlerle silahlar ve savaş alanı (topografik olacaktır), hareket ve hedef konsepti içerisinde stratejik ve taktik düzeylerde birbirleriyle ve rakibin olası karşı hareketleriyle ilişkilendirilerek birlikte, konumsal ve dinamik olarak değerlendirilir. Taşların, oyuncuların ve askerlerin yer ve halleri, etki dereceleri başlangıçta ve her pozisyon içerisinde farklı olduğu gibi, pozisyon değişiklikleriyle de sürekli değişir. Yerinden kıpırdamamış olan için dahi! Tek tek her birinin konumunun ötesinde yoğunlaşma noktalarında pozisyon olarak ve alanın bütününde durumun ne olduğudur. İnsan burada yukarıdan bir bakışla bir pozisyonu konumsal olarak olduğu gibi kavrayabilir. Taşların konum içi değişiklikleriyle birlikte düşünüp pozisyonu farklı yönlere doğru hareketlendirip taşıyabilir. Bunda insanın bütün ve niteliksel bakabilme, stratejik düşünme özelliğini görürüz. Sürdürelim. Satrantçta tek bir taşın yer değişimi, en yakındakilerden başlayarak diğer taşların her birinin durumunu ve pozisyonun bütününü etkiler, bazen önemli derecede bazen tümüyle değiştirir. Savunmadan, zor bir durumda olan bir oyuncu iyi bir hamleyle taktiksel üstünlük hatta oyunu kazandıracak stratejik bir üstünlük durumuna geçebilir. Taşlar, pozisyonlar ve satranç tahtasının bütünü, tekil, parça ve bütün olarak iki yönden, taktiksel ve stratejik, stratejik ve taktiksel birlikte ve iç içe değerlendirilerek oynanması gereken bir oyundur satranç.

Satranç oynamak için hazırlanmış yapay zeka bilgisayar, her hamlede oynanan taş, yakın pozisyon içerisindeki diğer taşlar ve kendisinin ve rakibinin diğer bütün taşlarının durumunu sıralı bir şekilde, milyonlarca sıralı işlem yaparak bir sonuca varırken, insan, biçimleri tanıma, konumsal ve stratejik düşünebilme özelliğinden dolayı çok daha az hamle sayısını düşünerek karar vermektedir. Satrancın büyük ustaları bir pozisyonu analiz ederken kaç hamle öngördükleri sorusuna “tek bir hamle, ama iyi bir hamle” yanıtını vermişlerdir.4

Buradan hareketle bilgisayara, insanın izlediği yolu izlemeye yönelik programlar hazırlanılmaya çalışılmaktadır. Deep Junior, kendinden önce gelen Deep Blue’e göre 100 kat daha az sayıda, saniyede 200 milyon işlem yapabilmesine karşın “stratejik düşünme”ye göre programlanmaya çalışılmıştır. Satrancın geometrik yapısı bu tür konumsal stratejilere belli ölçülerde olanak tanısa da, ilişkilendirmeler şematik ve mekanik olmanın ötesine geçmeyecektir.

Uzmanlar, satrancı bilinegelen sıralı ve taktiksel oyun tarzına göre oynayan bilgisayarların önceden ondört hamleyi hesaplayabilecek yani saniyede bir milyar düğümü işleyebilecek düzeyde programlanabildiklerinde insanla oynayacakları bütün oyunları kazanacaklarını ileri sürmektedirler. Burada eksik ve tek yanlı bir bakış vardır. Buna karşın bu sav gerçekleşse bu, bilgisayarın işleyiş düzeneğinin insan düşüncesinin izlediği yol ve yöntemlere daha üstün olduğu anlamına mı gelecektir?! Sadece, çok sayıda sıralı işlemin sistematik çözümü ve sonuçlandırılmasında bilgisayarın daha başarılı olduğu anlamına gelir, o kadar! Üstelik bu başarının mimarı da kendisi değil, programı hazırlayanlardır.

İnsan düşüncesinin izlediği yol ve yöntemler, tek biçimli değildir. Geometrik bir düzlemden -oyun alanından- çıkıp yaşamın içerisine girildiğinde algoritmik çözüm sıralılığına indirgenemeyecek olan olay, durum ve süreçlerde, önceden belirlenmiş çerçevesi belli ve sınırlı durumlar dışında bu tür işlemsellik işe yaramayacaktır. Zeki olmanın ölçütü olarak, önceden hiç karşılaşılmamış bir durumla ilgili karar verebilme, daha ileri bir örnek, teori ve pratiğin -deneyselin- karşılıklı ilişkilendirilmeleri ve kavramlar düzeyinden üst ilişkilendirmelerle yeni bir kuramın -ya da sanatsal tasarımın- ileri sürülebilmesi olmayacaktır bilgasayarda. Bir satranç oyununa bilgisayarın kendisinin kattığı bir şey yoktur. Örneğin modern futbolda önemli olan “topsuz oyun”u bir bilgisayar bulamazdı.

Mantıksal bilgi formları açısından toparlayarak söylersek, basit mantık formları, modern mantığın çeşitli kipleri ve ayrık biçimde diyalektik mantığın bazı formlarına yapay zekalarda uygulanabilirlik -teknolojik yönden de yapılabilir olması koşuluyla- kazandırılsa da formelliğin sınırları içerisinde kalacaktır. Bu, duygu ve düşüncenin elementerleştirilmeye -analog ve algoritmik ifadelendirmeye- göre uygun formları davranışsal olarak, benzetim. Kopya, taklit biçimlerde gerçekleştirilebilir. Bedensel öğrenme, motor hareketler gibi çok karmaşık olmayan ve bir sıralılık oluşturabilecek davranışlar… İnsan ile yapay zeka, robotsal sistemler arasında çeşitli düzeylerde ve daha ileri bir sibernetik uyum ve birleştirimi de olanaklı kılmaktadır bu. Biyo mekaniksel düzeyde uyum oluşturabilme -nörofizyolojik düzeyde bir uyum sağlayabilmek için plastiteye uygun metal dışı maddeler de kullanılarak- çalışmaları sürüyor. Nörofizyoloji, moleküler -gen- biyoloji, elektromanyetik okuma, nanoteknoloji, yeni malzemeler, tıkanılan kimi sorunların çözümü yönünde olanaklar çıkartmıştır ortaya.

Bütün bu bilgileri de içerecek biçimde ve ileriye doğru da taşıyarak söylersek, yapay zeka ve robotsal sistemler insan duygu ve düşüncesinin yüksek yoğun, iç içe gelişen biçim ve düzeylerine ve bunların oluşturduğu indirgenemez bütünlüğe ulaşmayıp formel, tekil elemanter davranış ve hareketler düzeyinde kalacaklar, davranış ve hareketleri de mekanikselliğin sınırları içerisinde kalıp insandaki esnekliğe ulaşamayacaktır. Bu, insandaki fizyolojik, nörokimyasal, organik yapı farkıdır. İnsanın düşünce, duygu, davranışı da bu organik yapı bütünlüğünden gelen indirgenemez bir bütünlük oluşturur. İnsan beyninin organik yapısı çok daha yüksek örgenliktedir. İnsan düşüncesinin en ileri şekli, diyalektik düşünüş-diyalektik mantık formları da, ancak böylesi yüksek örgenlikteki organik maddesel yapıda gerçekleşebilir. Diyalektik mantıksal formlar, analiz/sentez; tümevarım/tümdengelim; soyut/somut; teorik/pratik (deneysel) bilme formları, diyalektik materyalist bir sentez ve bütünleştirme ile birlikte uygulanır.5 Diyalektik mantıksal formlar, içiçe geçmiş karşıtların, nitelik ve niceliklerin ve daha üst nitelikselliklerin, parça bütün ilişkilendirmeleri, üst soyutlama ve pratikleştirme ile süreç, olgu ve olaylarda birleşik uygulanımı- ayırdedici ve algoritmik işlemler düzlemine indirgenemez olan budur.
Tarihsel (nesne ve nesnel süreçlere ilişkin bilgilerimizin basitten karmaşığa, özsel bilgiden daha özsel ve daha derin olana doğru gelişimi) ile mantıksalın birliği ilkesi, ve insan bilgi/düşünme sürecinin gelişimi bütünüyle gözönünde tutulduğunda, insan düşünüşünün en yüksek şekli/yöntemi olarak diyalektik materyalizm temelinde, diyalektik mantıksal düşünme formlarının ve onların indirgenemez bütünlüğünü görürüz.

Bilim ve teknolojideki gelişmelerin bu ileri düzeyi burjuva oportünist teori için fidelik olarak kullanılıyor; kimilerinin dinsel korkularını, kimilerinin siyasal korku ve teslimiyetini büyütmektedir. Kapitalist egemen sınıf yeni teknolojilerde sömürü ve egemenliğini güçlendirmenin araçlarını görürken, neoliberalizme eklemlenmiş sosyal oportünizm teknodeterministik, “üretici güçler teorisi” uzantısı bir kendiliğinden sosyalizm hayali kuruyor. Bilgisayar destekli, bilgisayar kontrollü sistemlerin, robotların üretim alanlarında kullanılmasıyla da bunu, ideolojik bir saldırı ve manipülasyona çeviriyor, burjuvazinin kendi varoluşunun koşulu olarak gördüğü artı değer üretimi yapan proletarya, oportünizmin teorik illüzyonu ile yokediliveriyor! Olmayan bir işçi sınıfı dolayısıyla olmayan bir sosyalizm formülasyonuna da en kısa yoldan ulaşılıveriyorlar; adına sosyalizm de denilse, geriye kalan kapitalizm içi tercihler oluyor.

İleri sürülen sözde bilimsel görüşler işçinin üretim sürecinde makineye tabi kılınması ve makinenin uzantısı haline getirilmesi, robotsal bir düzenek içerisine sokulan insan yaşamının salt davranışsal olarak değil, zihinsel yönden de robotlaştırılması yaşamın her alanında nesneleştirme ve yabancılaştırmanın ideolojik-teorik argümanlarıdır.

Kafa karışıklıkları, çarpıtma ve başaşağı etmeler ve bu gelişmelerin toplumsal düzeyde ortaya çıkarttığı büyük yıkım ve acıların önlenmesi için, fizikçilerin aradığı türden çok yalın bir formül vardır aslında! İnsanlığın tarihsel bilgi birikiminin, ortak aklının ürünü olan bilim ve teknolojinin ürünlerinin -makinelerin, sermaye durumuna, kapitalist sömürücü sınıfın baskı ve egemenlik araçları olma durumuna son verilmesi… Bir diğer deyişle üretim araçlarının toplumsal mülkiyet düzeyine çıkartılması. Bu gerçekleştiğinde yanılsama ve korkuların, bilinçlice üretilen yapay çelişkilerin çözülüşünü ve ortadan kayboluşunu göreceğiz. Açık bir biçimde ortaya çıkacak olan da, yeni bir toplumsal sıçramanın olanakları, toplumsal yaşamın bütünüyle farklı bir temelde örgütleneceği bir bilimsel teknik temel, yaşamın her düzeyde ve her yönden geliştirilebilmesi, komünizmin ufuk çizgisi ve evrenin bilinmeyen yıldız ve gezegenlerinin keşfi yönünde büyük serüvenlere atılabilmenin yepyeni olanakları olacaktır.

--------------------------------------------------------------------------------
(1) Matematikçi ve teorik fizikçi Roger Penrose, Kralın Yeni Usu III-Us nerede? isimli kitabında beyin nöron sistemi ile bilgisayarları karşılaştırıyor. Mantıksal felsefi yönden bilgi formlarının kavranılmayışı ve insan düşüncesinin izlediği yola ilişkin karışık ve yanlış bazı çıkarımlar olmasına karşın “Bilinçli düşünme sürecinde, algoritmik olmayan çok önemli bir etkenin varolduğu”, “Bilincin göstergesinin algoritmik olmayan bir karar verme işlemi olduğu” görüşünü ileri sürüyor.
Bilgisayar modelleri sf. 111; Paralel Bilgisayarlar ve Bilincin “Tek Oluşu”, sf. 118 vd.(2) Önceki animasyonlarda itmeye ve çekmeye dayalı simülasyon ve aynı karekterlerin dijital çoğaltılması gerçekleştirilirken Yüzüklerin Efendisi filminde Mossive adlı bir program kullanıldı.
Mossive programı benzersiz ve önceden belirlenmemiş tercihlere dayanan bireysel karakter yaratan bir yazılım. Mossive, mekanik hareketleri kopyalamak yerine, her bir karekteri, dijital bir beyin ve kendi kendine karar verme gücüyle donatır. Yapay zeka duyusuna sahip olan karakterler, Miğferdiki’nde gerçekten savaşırlar…
Mossive, fuzzy mantığı (sisli mantık) denilen alternatif bir mantıksal çerçeve kullanıyor. Bu mantıkta karekterler, iki değişkenli sinyaller değil, çok değişkenli veriler ve sonsuz bir algoritmik olasılık dizisi kullanıyorlar.
Böylece ajanlar, A veya B seçenekleri arasında basit bir seçim yapamıyorlar.
Mantık “öngörülmeyen” unsuru dijital ekrana taşımak için rastlantı ve değişken oyunların desteklenmesi için gereklidir. Regelous’a göreyse sonuç böyle “çok daha insai” oluyor.
Bir “mossive” okçusunun tek yaptığı yalnızca hedefi vurmak veya ıskalamak değil. Okçu, kendine bir hedef seçerken, oku da birbirinden farklı ve rastlantısal yol izler. Hedefi vurma veya ıskalama, okçunun programlandığı yetenek seviyesi, hava şartları ve hatta on andaki ruh halini içeren kimi zaman birbiriyle ilişkili ve karmaşık etmenlere bağlıdır.(3) Bilimlerin ve bilimsel bilginin nesnel süreçlerle ilişkili gelişiminin zorunlu kıldığı yeni çıkarımlarla ve diyalektik materyalizmin baskısıyla mantığın, salt düşünceci çizgisinden ve basit formel mantık sınırları içerisindeki idealist ele alınışından, daha ayakları yere basar ve diyalektik düşünme formlarına daha yaklaşan bir gelişimini görmekteyiz.
Mantıksal formların objektif bilimsel süreçlerle bağıntılandırılması ve soyut düşünceci temelden görece uzaklaşılması, bu zeminden diyalektik mantık formlarına yaklaşılması en ileri haliyle dahi eklektisizmin ötesine geçemez. Diyalektik mantık formları, diyalektik materyalist ilkelere bağlıdırlar. Ancak böyle bir temel üzerinde, onlarla birlikte ve bağlantılı olarak anlaşılabilir ve değerlendirilebilirler. İkincisi, her bir diyalektik mantık formu, karşıtıyla iç içelik oluşturarak varolduğu gibi, diyalektik mantık formları birbirleriyle bağıntılı bir bütünlük oluştururlar. Ayrılmaz ve indirgenemez bir bütün. Belirttiklerimizin temeline de, materyalizmsiz diyalektiğin, diyalektiksiz de materyalizmin olamayacağını, ikisi arasındaki kopmaz bağ ve bütünlüğü koymalıyız.
Bilimler, mantık ve matematiğin birbirleriyle ilişkilendirilmeleri belirtilen yönde bir gelişme gösterse de onlar, diyalektik maateryalist ilke ve mantıksal formları oluşturmuyor; eklektik, parçalı ilişkilendirme ve genellemeler düzeyinde kalıp, öz-içerik-biçim bütünlüğünü somut ve tarihsel olarak kuramıyor. Mantıksal pozitivizm, matematiksel pozitivizm kapsamı içerisindeki bu yönelişler bilimsel çalışmalarla bağlantılı olarak pozitivizme diyalektiği eklemleme çabalarıdır.
Öte yandan, soyut düşünceci imsel ve dilsel mantık türleri, post yapısalcı ve post modernist “yeniden kurma” ve zırvalamalara bir temel ve oyun alanı oluşturmaktadır.(4) İşte insan ile makine arasındaki fark: Makine ani hesaplama kapasitesi sayesinde kombinazonları bulabilen başarılı bir taktik uzmanı; insan ise, oyunun tümüne yönelik vizyonuyla yapıları tanıyabilen bir konumlandırma, strateji şampiyonu.

(5) Konuyla ilgili matematiksel bir karşılaştırma için matematiğin Seyir Defteri (Philip Davis-Reuben Hersh) isimli kitabın “Algoritmik ve Diyalektik Matematik Karşı Karşıya” (209-216) başlıklı bölümüne bakılabilir. Yazarlar, diyalektikle ilgili bütünden ve tümdengelim çerçevesi içerisinde kalan tek yanlı ve doğru kavrayıştan uzak bir yaklaşım içerisinde kalsalar da konumuzu anlaşılır kılar matematiksel örnekler sunuyorlar. Ayrıca bu sınırlı kavrayışa karşın diyalektikle ilgili “Diyalektik kavrayış ve özgürlük getirir. Neyin varolduğuna dair bilgimiz hesaplayabildiğimiz ya da yaklaşabildiklerimizin çok ötesine geçebilir” biçiminde bir değerlendirmede bulunuyorlar.

İletişimin incelenmesi, iletişim şemasının temel öğeleri olan alıcı, verici, kanal ve işaretler repertuvarının incelenmesi demektir: Bu kapsamda alıcı ve vericinin betimsel özelliklerinin, kim olduklarının; repertuvarın karakteristiklerinin ve kanalın doğasının bilinmesi önem taşımaktadır. Sibernetik iletişim teorisine göre;

• Mesaj, her şeyden önce, verici tarafından işaretler repertuvarından alınan öğelerin düzenlenmiş bir dizisidir (sequency). Verici, repertuvar öğelerini, mesaja içrel yasalara göre düzenler. Alıcı mesaj öğelerini tanır, anlamlandırır, vb.

• Mesaj, bir yenilik taşıyıcıdır; burada yenilik, belirli bir öngörülemezlik derecesinin, bu da orijinallik miktarının (orijinallik düzeyi, mesaj veya öğelerinin görülme, ortaya çıkma olasılığıyla ters orantılıdır) ifadesidir ve mesaj, bunu taşıdığı ölçüde bir değere sahiptir.

• Enformasyon, belirsizliği azalttığı ölçüde, anlaşılabilir ya da okunabilir. Anlaşılabilirlik, mesaj öğelerinin tekrar sıklığına, yani artıklık (redundancy) derecesine paralel olarak artar ve dolayısıyla mesajın orijinalliğiyle ters orantılıdır. Pratikte mesajın, orijinallik ile anlaşılabilirlik, öngörülemezlik ile öngörülebilirlik arasında dengelenmesine çalışılır. Bu noktada, alıcının maksimal orijinallik debisi önem taşır.

• İletişimde bir diğer önemli faktör, iletişimin pahasıdır. Mesajın olabildiğince ekonomik olması gerekir. Bu gereklilik, mesaj öğelerinin miktarının sınırlanmasında somutlasın Anlaşılabilirlik, dolayısıyla artıklık (bir mesajda, zorunlu minimum öğe sayısından fazlalığın oranı), pahayı artırdığından dengelenmesi zorunludur.

• Mesajlar, alıcı üzerindeki etkileri bakımından farklı özellikler gösterirler. Verici ve alıcının ortak gösterge repertuvarının kullanımı ve mesajın kodlanmasına bağlı olarak mesajın zenginliği farklı özellikler gösterir. Bu noktada denotatif ve konotatif mesajlar, bir başka deyişle semantik ve estetik mesajlar ayırdedilir.

Bu boyutlardan hareket ederek iletme sürecini formelleştirmeye ağırlık veren sibernetik iletişim teorisi, mesajın semantik özelliklerinden ziyade, mantıksal özelliklerine odaklasan bir yaklaşım olarak görünmektedir.